Pencereyi Kapat X


Psiko Akademi Ana sayfa
Ana Sayfa| E-Posta _
 
 
7 Şubat 2009

Benlik Gelişimi

1-ERGENLİK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ
ERGEN KİMDİR?

13 – 19 yaşları arasında yaşanan çocukluk ile yetişkinlik arasında bir geçiş dönemidir.
Bu dönem enerji ve canlılık, duyarlılık ve algılama gücündeki artış, haklılık duygusu ve hoşgörü yoksunluğuna duyulan nefret, esneklik, dürüstlük, yaşamın geleceği için duyulan iyimserlik ve kimliği bulmak için durmaksızın sürdürülen içten çabalar ile doludur.
Bu dönemde;

“ Ben kimim ?”,

“ Neye inanıp değer veriyorum?”,

“ Hayattan ne elde etmeyi bekliyorum? gibi soruların yanıtları aranır.

Ergenlik, çocukluktan çıktıktan sonra yetişkin bir insan olmadan önce bir kimlik kazanma dönemidir.
Bu dönemde gençlerin ulaşmak istedikleri çeşitli amaçları şöyledir:

Sosyal ve duygusal düzeyde olgunlaşmak:
•Kişiler arası ilişkilerde deneyimlerini arttırmak, kendine özgü bir model geliştirmek.
•Arkadaşlarını taklit etmek yerine karşılıklı şıbirliği ve saygıya ulaşmak.
•Kendilerine ve başkalarına duyulan güvensizlikten yola çıkarak başkalarını kabul etmeyi daha rahat iletişim kurabilmeyi öğrenmek.

•Duygularını denetleme eksikliğinden daha yapıcı ve yaratıcı kişisel anlatım yollarına geçmek.

Cinselliği kabullenmek:
•Her iki cinsiyettten arkadaşlarıyla yeni ve olgun ilişkiler kurmak.
•Kadınsı ve erkeksi sosyal davranışları benimsemek ve kendi bedenini kabullenmek.

Düşüncede olgunlaşmak:
•Anne - baba ve diğer yetişkinlerden duygusal olarak bağımsızlaşmak.
•Otoriteye dayalı gerçekleri benimsemeden önce kendince yeterli kanıtlar aramak.
•Pek çok ilgiden, dengeli birkaç derin ilgiye geçmek.

Bir yaşam felsefesi kazanmak:
•Yalnızca hoşuna giden davranışlar yerine sorumluluk alabileceği davranışları arzulamak ve ulaşmak.


•Başkalarının onay ve ödüllerine göre şekillenen davranışlar yerine kendi ahlaki sorumluluk ve hedefleriyle harekete geçen davranışlara geçmek.


2- YAŞAM DESTEK SİSTEMLERİ

Bireyin gelişiminde etkili olan dört önemli kaynak aile, okul, arkadaşlar- dostlar ve hobilerdir.Birey, bu kaynaklardan tüm gücünü alır, gelişir, yetenekleri beslenir ve şekillenir, yönlenir.
Bir çocuğun gelişimine en büyük katkıyı veren ailedir. Çocuk aileden aldıkları ile kişiliği gelişir ve yetenekleri şekillenir. Duygusal, sosyal ve düşünce düzeyinde fkirleri oluşur. Çocuk aileden aldığı temelin üzerine okul ortamından aldıklarını ekler. Benlik saygısı okulda elde ettiği başarılar ile artar, yeteneklerine ve kendine olan güveni pekişir. Şimdi ve gelecekte yapmak istedikleri netlik kazanır. Kimlik, ancak başka insanlarla etkileşim sonucu kazanılır. Genç, yaşam destek sistemlerinin üçüncü kaynağı olan arkadaşlar ve sosyal çevrede, kendini tanır ve test eder. Genç, bu dönemde yaşıtlarına aşırı derecede önem verir. Bu dönemde genç farklı görüşlerin kendisine uyup uymadığını dener. Gençler arasında belli bir gruba ait özelliklerin dışına çıkanlar için dil, tavır ve giyim açısından hoşgörüsüzlük izlenir.
Sanat, spor ve müzik gibi hobileri olan bir birey, hayatta yalnız kaldığında, kendine olan güvenini kaybetmez. Kişi kendini sever, yaşam destek sistemlerinde zaman zaman meydana gelen sıkıntılarla başa çıkma gücünü kendinde bulabilir. Kendine zaman ayıran kişi, günlük hayatın stresiyle çabuk yıkılmaz, yoluna devam edecek gücü her zaman bulabilir.


3- YAŞAM ENERJİSİ

Bir insanın günlük hayatını sürdürebilmesi için, sabah kalktığı andan itibaren, yatıncaya kadar sahip olduğu bir enerjisi vardır. Bu enerjiyi, gün içerisinde ailemize, işimize veya okulumuza, arkadaş ve dostlarımıza ve özel hobilerimiz arasında bilinçsizce harcarız. Bu enerjiyi 100 birim olarak düşünecek olursak matematiksel olarak dörde böldüğümüzde , her bir bölüme % 25 enerji düşer. Oysaki her bölüm bizden en iyi performansı beklemektedir. Bu bölümlerdeki aksamalar, ileri tarihlerde çözülmesi gereken sorunlar olarak önümüze çıkmaktadır.

Ancak, duygu ve düşüncelerimiz , davranışlarımızı matematiksel hesaplarla ortaya koymamızı engeller. Günlük hayatın yoğunluğu içinde bazılarımız zaman yönetimini etkili olarak kullanabilirken, bazılarımız hiç bir plan yapmadan aciliyet düşüncesiyle hareket eder. Oysa ki yaşamımızda ilgilenmemiz gereken aile, okul- iş, arkadaş- dostlar bizden ilgi beklemektedir.


Günlük enerjimizi nasıl kullunmalıyız ?

İnsan davranışları, matematiksel formüller ile gerçekleşmez. Ancak, zamanı önceliklerimizi belirleyerek yönlendirebiliriz. Gün içinde enerjimizi, mutlaka çözülmesini istediğimiz işlere daha fazla pay vererek, diğer işlerimizde ise düzenlemeler ve kontroller yaparak kullanabiliriz.
Örn; Okulda sınavlar üst üste günlerde olduğu zaman, birinci önceliklerimiz arasına sınavları alırız. Enerjimizin büyük bir bölümünü buraya harcarız ( %60 - %70). Geriye kalan enerjimizi (%40- % 30 ) ailemiz, arkadaşlarımız ve hobilerimiz arasında isteğimiz gibi planlarız. Aile % 10, arkadaşlar % 10, hobiler % 10 v.b.


Sahip olduğumuz bu enerjiyi bilinçli olarak harcadığımızda, yaşam alanlarını ihmal etmekten kaynaklanan sıkıntılar ile karşılaşma oranımız azalacaktır.
Kendimizi, olaylar ile başa çıkabiliyor hissedecek, güçlü olduğumuza karar vereceğiz.
Telaş ve koşmacanın altında ezilmeden, günün kıymetini bileceğiz. İsteklerimiz arasında bir denge bulabileceğiz. Şikayet eden değil, tercihler yapan ve bundan da mutlu olan bireyler olacağız.


SINAV KAYGISI YAŞAYAN BİR GENCİN ENERJİSİ VE DUYGUSAL TABLOSU NEDİR?

Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerin duygu durumudur. Kaygının öğrenme ve başarı üzerinde olumsuz etkisi vardır. Normal düzeydeki bir kaygı kişiye istek duyma, karar alma, alınan kararlar doltusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak daha iyi sonucu gitmesine yardımcı olur. Ancak, yüksek kaygı kişinin enerjisini verimli bir biçimde kullanmasını engeller. Dikkatini yapacağı işe yönlendirmesini engeller. Kişi birikimini kullanıp sonuca gidemez. Bir kişide duyguların oluşumu şu sekilde oluşur;
Olaylar bizim dışımızdadır ve onları değiştiremeyiz. Olaylar karşısında duygulanırız. Duyguları anlayabiliriz. Sınav bir olaydır ve sınava karşı hissettiğimiz duygumuz kaygıdır. Kaygı istenilmeyen bir duygudur. Sınav kaygısı yaşayan insanlar bu duygu ile başaçıkmak için ya kaçar yada savaşırlar.


Lise 3. sınıfa gelen bir öğrenci ÖSS sınavı için hem lise -1, lise-2 sınıf ders konularını tekrar eder. Hem de lise-3 sınıf okul derslerini takip eder. Okul notları ortalamasını yüksek tutmak öğrenciye orta öğretim başarı puanı katkısını sağlayacaktır. Ancak iki yönlü ders takibi öğrenciye stres yükleyecektir. Böyle, bir yıllık çalışma , bir maratona benzer. Sürekli dersler için hazır olmaya çalışmak , gencin stres altında bırakacaktır.
Stres, sırasında vücudumuzdu enerji tüketimi oluşur. Bu enerji tüketimi kişiyi yorgun, halsiz, gergin, mutsuz, tahammülsüz, sinirli, çabuk heyecanlanan kızan bir kişi haline getirir. Böyle bir durum kişiyi psikolojik açıdan zayıf ve güçsüz hale getirir. Bir konuya dikkatini toplayamaz, hafızasında bozulmalar olur, aşırı unutkanlık meydana gelebilir.
Normal zamanda kolay gelen işler yapılamaz güç engellere dönüşebilir. Ve bu işleri erteleme eğilimi gösterilir. Uyku bozulur, uyku kaçar. Kişi uyandığında kendini yorgun, neşesiz, halsiz ve sinirli hissedebilir. Çevreyle ilişkiler kopabilir.

4- Anne- Babaların görevleri nelerdir ?

Dinlenme ve molanın önemi

ÖSS sınavlarına çalışan öğrencilerin ağustos – eylül aylarında başlayan hazırlık çalışmaları ekim ayının sonlarında düşer, kasım başında isteksizlik ve yorgunluk şeklinde devam eder. Bu tür bir yorgunluk tablosu gözlenirse, gencin, kısa süreli bir dinlenme ( 3-5-7 gün) alması gerekir. Bu dinlenme, stres sırasında meydana
gelen yıkıma karşı, oluşan güçsüzlüğün ortadan kalkmasına yardımcı olur. Dikkat ve konsatrasyonda yükselme olur. Öğrenme ve ders çalışma davranışlarında artış görülmeye başlanır.


Olumlu düşünmek

Anne ve babaların ÖSS sınavına hazırlanan genç için destek verecekleri bir konuda moraldir. Gençler yaş özellikleri nedeniyle negatif durumlarda çabuk yıkılabilir, olumsuz düşüncelerin içinde takılıp kalabilirler.

Örn; “ Ben kendime güvenmiyorum?”, “ Ben bunu öğrenemem.” , “ Şimdi bunu nasıl çözerim, ne yapacağımı bilemiyorum.”, “ Ben asla kazanamam.” v.b...

Bu tür olumsuz düşünceler içinde olan gencin desteğe ihtiyacı vardır. Anne- babasından gelecek hoşgörü, esneklik ve yardım onların yıkılmalarını önleyecektir.

Olumlu düşünebilmek için ne yapılabilir?

Kişinin, kendi kendine yaptığı olumsuz içerikli konuşmalar, zaman geçtikçe otomatikleşir. Anne-babanın kendi çocuğunda gözlemlediği olumsuz özellikleri çok sık tekrarlaması, bu düşüncelerin çocuk tarafından da kabul edilmesine neden olur. Anne-baba genci bir hafta gözlemlenmelidir. Bulduğunuz olumlu ve olumsuz özellikleri kaydedin. Sonra bu yazdıklarınıza göz atın. Listenizde olumlu özellikler mi, yoksa olumsuz özellikler mi daha çok, olumsuz özelliklerin daha fazla olduğunu göreceksiniz.


Gençte , beğendiğiniz özellikleri gördüğünüz an övün. Örn; “ Bize gittiğin yer hakkında bilgi vermen, çok hoşuma gidiyor.”, “ Her zaman, gittiğin yerden eve zamanında döndüğün için seninle gurur duyuyorum.”, “ Her zaman, dedene karşı saygılı davrandığın için beni mutlu ediyorsun.” v.b.....Eleştiriler, gencin benlik saygısını yaralar, kendine olan güvenini azaltır, anne-baba ile iletişimini gerer ve gereksiz çatışmaları doğurur.

ÖVGÜ, çocukların anne-babaların neyi beğenip, takdir ettiğini daha iyi anlamalarına yardımcı olur. ÖVGÜ ile genç istenilen davranışlar için, nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini öğrenirler.

Özel zaman uygulaması


Sınav hazırlığı içinde olan gence verebilecek en büyük desteklerden biri, onun dinlenmesini sağlamak, koşmaca ve hızlı tempoya dur diyebilmek, aile içinde olumlu bir iletişimin oluşmasını ve devamı için anne-babaların çocuklarına özel zaman ayırmalarıdır.
Anne ve babanın, çocuğa, haftada en az bir saat, önceden belirlenmiş bir saat ve yine önceden planlanmış bir etkinlik düzenlenmesidir. Bu süre içinde, çocuk ile anne-baba keyifli bir zaman geçirmeyi amaç edinmelidir. Bu süre içinde başından sonuna eğlenceli bir zaman geçirilmelidir. Anne-baba özel zaman uygulaması sırasında dersler, notlar ve okul hakkında bir konudan bahsetmezler. Aileye sıkıntı yaratan konular çözülmeye çalışılmaz. Her ailenin kendi sosyal-kültürel özelliklerinin kabul edeceği bir etkinlik planlanır.

Bu etkinlikler için şunlar düşünülebilir; Satranç, tavla, aile veya çocuğun ihtiyacına yönelik alışveriş yapmak , sinema-tiyatroya gitmek, bir yerlerde yemek yemek( lokanta, kafe, pastahane...), yürüyüş yapmak, spor (futbol, basketbol, masa tenisi, yüzmek, v.b) yapmak, odasını birlikte düzenlemek, kitap okumak ve hikayeyi canlandırmak, sessiz filim oynamak, ev tamiri işleri ve yardımı, yemek yapmak, tatlı-pasta-salata yapmak, resim yapmak , kitap okumak, takı tasarımı, akraba ziyaretleri, piknik, hafta sonlarını köyde geçirerek bağ bahçe işleri ile uğraşmak, ahşap işleri boyaması v.b....

Anne veya babanın çocuğuyla nitelikli bir zaman geçirmesi, aile içinde pozitif bir ortamın oluşmasına yardımcı olur. Çocuğun benlik saygısının gelişimine katkıda bulunur. Dersler dışında birlikte vakit geçirmek çocuğun rahatlamasını, anne-babayla iyi ilişkiler kurmasını, kendini önemli ve değerli hissetmesine yardımcı olur. Aile içi


veya okul içinde yaşanılan sıkıntıların daha sonraki bir zamanda konuşulması için gerekli gücü ve enerjiyi çocuğa sağlar.


Ben diliyle konuşmak

Herhangi bir sözü nasıl söze döktüğümüz çok önemlidir. “ Sen “ li cümlelerden ( yüklemi “ sen ” olan cümleler) olabildiğince, kaçınmaya çalışın.” Sen” li cümleler insanları genellikle aşağılama eğilimindedir.; Karşıdakilerin neler düşündüğü, neler hissettiği konusunda yorumları içerir. Bu nedenle “ sen” li cümleler kullandığımızda, karşı tarafta genellikle olumsuz ve savunmacı bir tepki oluşur.
Örnek; “ Yeterince açık konuşmuyorsun.”, “ Derslerin idoğru dürüst çalışmıyorsun.”, “ Bana doğru söylemiyorsun.” , “ Beni arkadaşlarımın yananda küçük düşürüyorsun., “ Her şeyime karışıyorsun.”, “ Hep sözümü kesiyorsun.”, “ Çok fazla sözümü kesiyorsun.”

“ Ben” li cümleler ise sorumluluğu kişinin kendi üstünde tutar.Kişinin görüşlerini duygularını açıkça ortaya koymasına yardımcıdır.Bu yüzden de karşı tarafın savunmaya geçmesi pek olası değildir. Düşüncelerinden ve duygularından dolayı kimseyi suçlamaz. Taraflardan biri suçlamaya ya da eleştirmeye kalktığında, düşünce ve duygularını belirtmiş taraf, “ Ben öyle hissediyorum.” Dediğinde tartışma kesilir. Örnek; “ Söylemeye çalıştığın şeyi anlamıyorum.”, “ Bana doğruyu söylemediğini düşünüyorum.”, “ Arkadaşlarımın yanında küçük düşürüldüğümü hissediyorum.”, “ Bana fazla karışıldığını düşünüyorum.”, “ Kendimi sürekli göz altındaymışım gibi hissidiyorum.”, “ Şu söylediklerimi bitirmek istiyorum.”,” Bu sesler ve karmaşa içinde dikkatimi işe vermekte güçlük çekiyorum.”

 
 
© Copyright 2008 Psiko Akademi 
Design AYRINTI
Kurumsal Hizmetler Eğitimler Haberler Bize Ulaşın