| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
7 Şubat 2008
Evlilikler
Amerika’da 1890’da başlayan evliliklerin %10’u boşanmayla sonuçlanmıştır. 1920’de %18 1950 %30 1970 %50 1990 %67
Evliliklerindeki hataları ve doğruları kavrayabilmek için önce aktör ve aktiristlerini tanımak lazım.
Erkekler ve kızlar arasındaki duygusal farklıklar.
Kızlar erkeklere göre yetiştirilirken daha fazla duygusal iletişime önem verilir. Kızlara duygular hakkında erkeklere oranla daha fazla bilgi verilir. Ebeveynler çocuklarına anlatmak için hikayeler uydururken kızlarına anlattıkları hikayelerde daha fazla duygusal sözcük kullanırlar. Anneler kızlarıyla konuşurken duygusal durumun kendisini oğullarından daha çok konuşurlar. Erkekler ise güçlü olmak durumunda olan, duygularını daha az belli etmesi istenen bir tarzda yetiştirilmiştir. Ergenlik dönemlerinde kızlar dedikodu, incelikli saldırı taktiklerinde erkeklere oranla daha ustadırlar. Erkekler ise daha fazla fiziksel şiddete dönüktür. Bu erkek çocukların daha sonra yetişkin erkeklerin duygusal hayatın ara yolları hakkında karşı cinsleri kadar görmüş geçirmiş olmadıklarını gösteren pek çok delilden biridir. Kızlar birlikte oynarken husumetin en az, işbirliğinin en üst noktada olduğu küçük ve yakın gruplarda erkekler ise rekabetin vurgulandığı daha büyük gruplarda oynarlar. Mesela oyun oynarken canı yanan erkeğin ağlamasını kesip oyunun devam etmesi için kenara çekilmesi beklenir. Kızlarda ise oyun durur ve herkes kız arkadaşının başına toplanır. Erkeklerde bağımsızlık, özerklikle gurur duyarken kızlar bir bağlantı ağının parçası olarak görülür.
Bebek yetiştirmedeki hassaslık da annelere bu sözsüz mesajları okuma konusunda bir kabiliyet katmıştır. Yapılan deneylerde de kadınların empatiye dayanan yüz ifadesinden, ses tonundan, diğer sözsüz işaretlerden mesaj okuma kabiliyeti erkelerden daha üstün çıkmıştır. Benzer şekilde kadınları yüzlerinden okumak da daha kolay çıkmıştır. Sonuç olarak kadınlar gerçekten daha duygusaldır.
• Yüksek IQ’lu erkek, geniş bir etelektüel ilgi ve yetenekler dizisine sahiptir. Hırdslı, üretken, istikrarlı, ve kendi sorunlarını dert etmeyen birisidir. Ayrıca eleştirici, tepeden bakan, titiz, duygularına gem vuran, duygusal deneyimler konusunda tutuk kendini açmayan, mesafeli, duygusallık açısında ise kayıtsız ve soğuktur.
Buna karşılık duygusal zekası yüksek erkekler sosyal açıdan dengeli, dışa dönük ve neşeli kokrkaklığa veya dserin düşünmeye yatkınlığı olmayan kimsleerrdir. İnsanlara ve davalara bağlanmaya, sorumluluk almaya et,k bir görüşe sahip ola özellikleri dikkat çekmektedir. İlişkilerinde başkalrına karşı sevecen ve ilgilidirler. Zengi,n ama yerli yerli yerinde bir duygsal yaşamları vardır. Krnfilriyle, başkalarıyla, yaşadıkları sosyal dünyayla barışıktırlar.
Salt yüksek IQ’Lu kadınalr kendilerinden beklenen enetelektüel güvene sahiptirler. Düşüncelerini kıcı bir şekilde ifade eebilir. Entelekt El konulara değer verir ve gen,iş bir enetelektüel ve estetik ilgi alanına sahiptir. Aynı zamanda kendi kendilerinş tahlil edebilen, ayrıca öfke4lerini açıkça belli etmekten kaçınan (dolaylı yoldan bunu yapan) kişilerdir.
Duygusal zekası yüksek kadınlar ise aksine kendini ortaya koyabilen, duygularını doğrudan dile getiren, kendi kendilerine olumlu bakab, hayatta bir anlam bulan insanlardır. Ayrıca erkekler gibi onalr da dışa dönük, neşeli, duygularını uygun bir biçimde ifade debilen (örneğin sonrdan pişmanlık duyulan patlamalar halinde değil) strese kolay uyaralanabnilen kişmselerdir. Sosyal tavırları yeni insalara kolayca ulaşmalarını sağlar.
Binlerce kadın ve erkeğin duygusal zekalarında yapılan bir analiz kadınların ortalama olarak kendi duygularından daha haberdar olduğunu, daha fazla ampati gösterdiğini ve kişilerarası ilişikilerde daha becerikli oldupunu bulgulamıştır. Öte yandan erkekler kendinden daha emin ve iyimserdirler, daha kolay uyum sağlar ve stresle başa çıkmakta daha başarılıdırlar.
Diener’a göre kadınlar hem olumlu hem olumsuz duyguları erkeklerden daha yoğun hissederler.
Yani sonuç olarak kadınların EQ’su da erkeklere oranla daha yüksek, bakmayın siz onun ağlayıp durduğuna, aslında anneliğin verdiği içten içe de acayip bir güç vardır. Ve bu konuda erkeklerle mukayese bile edilemezler. Kadınlar EQ yönünden zayıf diyeceksiniz, duygularının esiridir diyeceksiniz. Aslında durum pek böyle değildir. Kadın çok hisseder doğru ama, bu hislerini kontrol etmesini de erkeklerden çok daha iyi bilir, erkek hisler karşısında çok zayıftır, ama kadın belki bildiği bir alan olduğu için zaman zaman en çetin kararları bile bu hisler altında dahi olsa, daha doğrusu bu hislerin gücüyle belki alabilir. Erkekse bu konuda emekleyen bir bebek gibidir. Bu yüzden erkeğin sevdiği laf haklısın, kadınlarınsa “seni seviyorum”dur. Can Dündar’ın yazısını okuma.
Texas Üniversitesi’nden Ted Huston’a göre kadınlar için en önemli öğe iyi iletişim hissidir. Kadınlar için yakınlık bir şeyler, özellikle de ilişki hakkında konuşabilmek demektir. Erkekler ise genelde eşlerinin kendilerinden ne istediğini anlamazlar, “ben onunla bir şeyler yapmak istiyorum onunsa tek istediği konuşmak derler.” Huston’a göre erkekler flört döneminde buna zaman ayırırken evlendikten sonra yakınlık hissini konuşmak yerine beraber yapılan işlerde (mesela bahçeyle uğraşmak) daha fazla bulurlar.
EVLİLİK İÇİ İLETİŞİM
Aslında bir evliliği kurtaran ya da yıkan çocuk yetiştirme tarzlarındaki aynılık, maddi durum, ailelerin müdahalesi gibi şeyler değildir. Nasıl tartıştıklarıdır aslolan…Nasıl anlaşamayacakları konusunda bile bir anlaşmaya varmaları evliliğin sürmesinde anahtar rolü görebilir.
EVLİLİĞİN DUYGUSAL TUZAKLARI
1) Kişiliğe saldırı
Çoğu çift zaman zaman eşlerden birinin yaptığı şikayeti davranışa değil kişiliğe bir saldırı olarak yapar. Bunlar duygusal anlamda yıpratıcı tehlike anlarıdır.
2) Küçümseme
Küçümsemenin ifadesi ağız kenarlarını yana doğru çeken kasların gerilmesi ve gözlerin yukarıya doğru dönmesi. Eşlerin birinde bu ifade belirdiğinde farkına varılmayan bir duygusal alış veriş sonucunda diğerinin nabzında dakikada 2-3 vuruş artış olur. Bir kadının yüzünde 15 dakika içerisinde küçümsenin ifadesinin 4 ya da daha fazla görülmesi 4 yıl içinde ayrılmanın habercisi. Bu ifade sigara gibidir, yoğunluğu ve süresi ölüm riskini artırır.
3) Otomatik Düşünceler, ya da düşüncenin duyguya değdiği an
Çocuklar şamata yapmakta babaları Martin ise sinirlenmeye başlamaktadır. Karısı Melanie’ye dönerek sert bir sesle “Hayatım çocuklar biraz daha sessiz olabilirler mi?” der. Aklından geçenler ise şöyledir: “Onlara fazlasıyla gevşek davranıyor.”
Melanie onun sinirlenmesine tepki olarak içinden bir öfke dalgasının kabardığını hisseder. Yüzü gerginleşir, kaşları çatılır ve şöyle der: “Çocuklar eğleniyor işte. Hem nasılsa birazdan yatmaya gidecekler.” Aklından geçenler ise: “İşte yine başladı, her dakika söyleniyor.”
Martin artık açıkça öfkelenir. Yumruklarını sıkarak tehditkar bir ifadeyle öne doğru eğilirken, kızgın bir ses tonuyla: “Onları şimdi yatırayım mı?” der. Aklından geçenler ise her konuda bana karşı çıkıyor, en iyisi bu işi kendim halledeyim.”
Melanie ansızın Martin’in gazabımdan korkarak uysalca: “Yok, ben onları hemen şimdi yatırırım.” der. Aklından geçenler, kontrolden çıkıyor çocukların canını yakabilir, en iyisi alttan alayım.
Aeron Beck bu konuşma tarzının arka planda bir otomatik düşünce programının yansıması olarak ifade etmektedir Ve bu da evliliğin zehirli düşünce tarzıdır. Çünkü arkada olduğu için analiz edilemez, üzerine düşünülemez, dolayısıyla da çözülemez. Melanie ve Martin arasındaki duygusal alışveriş düşünceler üzerinde şekillenmektedir, otomatik düşünceler de düşünce sistemini mahfetmektedir, çünkü otomaktir, düşünce yoktur ezber vardır aslında. Bu aynı zamanda düşüncenin duyguya değdiği noktadır.
Otomatik düşünceler kişinin kendisi ve hayatındaki insanlar hakkında zihninin en derinlerinde beslediği duygularını şekillendiren geçici varsayımlardır. Test edilmeleri gerekir, ama iletişim şeklimiz bunların test edilmesini imkansız kılar. Melanie’nin arka plandaki düşüncesi: “Her zaman beni öfkesiyle sindiriyor” dur. Martin’in ise “Bana böyle davranmaya hiç hakkı yok.” tur. Haklılığı kendinden makul bu tip düşünceler otomatikleşmeye başladığında artık işin içinde beynin kendine kendine yaptığı cımbızlama da girmeye başlar.
Gizem’den evlilik lisanını okuma.
Pygmalion etkisi: Pygmalion bir kadın heykel yaptı, onu o kadar çok sevdi ki Afrodit onu gerçeğe çevirdi. Kendini doğrulayan duygulara dikkat... Rosenbarg’in öğretmen deneyinden bahsetme.
Anne-babamızın evlilik içindeki rollerini istemeden de olsa oynar hale geldiğimizi söyleyen kuramdan bahsetme….
4) Dolup taşma
Bu da otomatik düşüncenin tam tersi, duyguların düşüncelere değdiği andır aslında.
Biyolojik olarak öyle bir noktaya gelirsiniz ki en masum hareketleri bile negatif yorumlarsınız. Normalde kadınlarda nabız 82, erkeklerde 72 civarı atar. Duygusal çıkışlarda kalp bir kalp atışı süresinde 10-20 hatta 30 vuruş yükselebilir. 100’den sonra ise adrenalin patlar, kaslar gerilir, nefes almak bile zorlaşır… Karşı tarafı anlama, çözüm yöntemleri üretme ise neredeyse imkansızlaşır!
Washington Üniversitesi’nden John Gottman, evliliğin duygusal ekolojisinin haritasını öyle bir isabetle çizmiştir ki bir çalışmasında laboratuarında görülen hangi çiftlerin 3 yıl içerisinde boşanabileceklerini evlilik araştırmalarında duyulmamış bir kesinlikle %94 doğrulukla tahmin edebilmiştir! Laboratuarda eşlerin konuşmaları videoya çekilmiş, daha sonra mikroanalizlar yaplmıştır. Evliliğin adeta duygusal röntgenini çekiyor.
LACİVERT’i gösterme. Bunu en son gösterme ve yukarıdan anlattıklarını teyit etmek için kullanma
ÇÖZÜMLER:
Çözüm 1: Kişisel saldırı yapmamak ve durumu böyle algılamamak… Şikayet ve kişisel eleştiri arasındaki ayrım aslında basittir. Olayı ifade edip bunun kendisine ne hissettirdiğini söylemesi ideal olanı. Örneğin temizleyiciden eşyalarımı almayı unutman bende önemsenmediğim duygusunu uyandırdı. Bu bir EQ’su yüksek bir insan ifade tarzıdır. Ama “Hep böylesin zaten bencil ve sadece kendini düşünen” bu ise tam tersi bir ifade tarzıdır.
Çözüm 2: Küçümseme yerine değer vermenin göstergesi samimi dinleme. Asıl gerekli olan samimi bir şekilde dinlenildiğini görmektir. Küçücük bir empatik hareket, anlaşıldığını gösteren minik bir mesaj duygusal gerilimi yerle bir edecektir.
Bir tartışmayı dehşetli bir patlama noktasına tırmandırmayı engelleyen onarım mekanizmaları: Tartışmayı saptırmamak, empati göstermek gibi aslında basit hareketlerdir. Bu temel hareketler duygusal bir termostat gibidir.
Empati öfkenin merhemidir. Bu kabiliyetler anlaşmazlıkları büyümeden ve evliliği yıkabilecek bir tehlike zincirini başlatmadan çözmeye yarayan “iyi kavgalar” dır.
Çözüm 3: Otomatik düşünceyi sorgulama. Bunun için de açıklık ve netlik. Yorumu açık açık paylaşma, düşünceyi sahneye çıkarma…. Polemiksizlik de diyebiliriz buna. Polemik yapan kişiye polemiksiz ifadeler çok etkilidir mesela. (Paradigma)
Kadınlara kendilerini dinlediğiniz, ve duygularını hissettiğinizi hissettirmeniz gerekir, bakın çözüm yöntemi bulmak değil, sadece hissettirmek… Bu onlara yeter…
Kadınlar içinse erkeklerin sorunu büyük görmemesi için, şikayetlerini eşlerine duydukları sevgi bağlamında ifade etmeleridir.
Çözüm 4: Dolmadan boşaltma.. Çözülebilirken halletme. Nabız yükselmeden harekete geçme, yükselmişse de freni kullanma.
Evliliklerini sürdürebilen çiftler her defasında tek bir konuyu tartışır ve da başta birbirlerine kendi görülerini ifade etme şansı tanırlar.
Çözüm 5: Nabız ölçme veya 20 dakikalık molaları kullanma …
Çözüm 6: “Aynen Yansıtma” da evlilik için iyi bir yöntem gibi durmaktadır… Burada terapiste gelen çiftlerden birinin anlattığı sorununu diğerinin kendi cümleleriyle ifade etmesi, ve karşı taraf anlaşıldığının onayını verene kadar bunu sürdürmesi istenir. Bu sayede çiftlerin birbirini anlaması sağlanır. Bunu sınıf içinde anlaşmazlıkları olan 2 kişi üzerinde hemen uygulama!
Çözüm 7: Haim Ginott XYZ’yi kullanmamızı tavsiye der. Sen düşüncesiz bencil herifin tekisin demek yerine; yemek randevumuzun iptal olduğunu arayıp bana söylemeyince(X), kendimi değer verilmemiş gibi hissettim(Y), keşke arayıp söyleseydin(Z)…
Çözüm 8: En azından hisleri onaylayın: “Görüyorum ki kızgınsın”. Bu çözmeye yarayacak duygusal sermeyenin başlangıcıdır.
Teoman da muhtemelen bu yüzden diyor: “Sevmeye yeteneksiziz….”
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
 | |