| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
7 Şubat 2008
EQ Nedir
Gage’e demir saplanması öyküsünü anlatma. (Hikayeyi tekrar oku)
Neden bazen gözlerimiz adeta farkında olmadan yaşarmış buluruz, ya da gecenin bi vakti arabamıza atlayıp denize gideriz ya da müzik dinleme ihtiyacı hissederiz.
1900’lerde Phineas Gage için Dr. Harlow’un söylediklerine benzer şeyleri bundan 100 sene sonra Çiğdem Talu “İşte öyle bir şey” diyerek söyledi. İkisinin de ortak noktası ne olduklarını tam bilemedikleri gizemli bir alemden bahsediyor olmalarıydı.
IQ herşey değildir! Bilmek ama hissedememek bir trajedidir…
Hayat bir laboratuar olsaydı IQ’su yüksek olanlar şüphesiz çok başarılı olurdu. Ama maalesef değil, hayat bir ilişkiler kombinasyonu, her şey her şeyi etkiliyor ve her şeyin içinde hiçbir şekilde laboratuara girmeyecek olan insan ve duyguları var.
Bir şeyin varlığını anlamanın en güzel yollarından biri yokluğuna bakmaktır. Bu bilimsel düşüncenin de temel mantığıdır. Bilimsel mantıkla hareket etmek psikoloji üzerinde çalırken en sağlıklı yol gibi gözükmektedir. Yani bir şeyin varlığında ne olduğunu anlayabilmek için onun yokluğundaki farklılıkları ölçersiniz.
Elliot’ın durumunun zorluğu: Bilmek ama hissedememek… Gage’de uyanan şüpheler Eliot da daha bir belirginleşmeye başladı. Elliot’ın hikayesini anlatma.
Bunu bir zihninizde canlandırmaya çalışın: Sevdiğiniz bir tabloyu seyrederken ya da bir müzik parçasını dinlerken bundan zevk duymuyorsunuz.
Rain man Rain Man’den kesitler gösterme. (IQ’un çok yüksek olduğunu belli eden sahneleri, kürdan, telefon rehberi, vs. Ancak buna rağmen EQ olmadığı için hayatını ekstra durumlara karşı yönetemediğini, kararlar alamadığını. Normal akışın dışına çıkınca hayatının asıl aksadığını nasıl agresif tepkiler verdiğini gösteren sahneler: Uçağa binmek istememesi, menü değişince tepkileri, diziyi seyretme isteği, kardeşinin ağlamasına karşı tepkisi, vedalaşırkenki tepkisi)
Yeşili gösterme (yeşil bu 2. oluyor birini eksilteceksin!)
CAMGÖBEĞİ’ni (Yapay Zeka filmini) gösterme ve sonra aşağıdaki paragrafla da parantez içi olarak bağlama
Duygular özeldir.
Çok duygusal tepkiler hissetsek de bir makineyi sevmeyiz, neden acaba? İşte kilit nokta burası, IQ adına üstün bir makine performansını insana tercih edebiliriz belki. Ama aynı şey EQ için geçerli olamıyor. Üstün bir duygu halini bili görsek makine olduğunu bilince herşey duruyor. İşte bu noktada duygu özeldir, insana ait tepkilerden bağımsız kaynaktan nedeniyle sevdiğimiz belki bir özel alandır duygular. İşte bu yüzden de aynı zamanda çok gizemlidir. Kendine hastır. Ben de size burada perde arkasındaki bu tuhaf tanımsız şeyi hissettirmeye çalışıcam bir nevi. Yapay zeka filmini gösterme. CAMGÖBEĞİNİ kullanma.
1960’ların sonlarında baş gösteren “Bilişsel devrim”cilere göre Uzay Yolu dizisindeki, duygunun karışmadığı kuru bilgi parçacıklarını temsil eden Mr. Spock gibi duygunu zekada hiçbirinin yerinin olmadığı ve yalnızca zihinsel yaşamı bulandırdığı düşüncesini temsil eden bir aşırılıktı. Bu görüşü benimseyen bilişsel bilimciler, beyin yazılımının gerçekte; arındırılmış, düzenli bir silikon ortama hiç benzemeyen norokimyasal maddelerden oluşan karmakarışık, nabız gibi atan bir sıvıya bulanmış, halde olduğunu unutarak zihnin fiili modeli olarak bilgisayarlardan etkilenmişlerdir.
Peki duyguların yokluğu böyle trajik bir durum, ama varlığından da çok zaman şikayet ederiz, hep duymuşuzdur di mi annelerimizden, büyüklerimizden duygusal davranma, mantığınla hareket et diye… Duyguların bizi hataya götürdüğüne inanırız hep değil mi? Mesela duyguların yoğunlaştığı anlardaki tepkilerimize bakalım: En iyi cerrah bile kendi çocuğunu ameliyat edemez. Veya ben kendi aileme, yakınlarıma, hatta kendime psikologluk yapamam. Zaten terapinin kuralıdır bu. Ya da manik bir hastayı düşünün… Neden dersiniz? Bu nasıl bir çelişkidir ki böyle. Ne yokluğundan memnunuz ne varlığından... Bu konu hakkında bi fikri olan var mı?
Evet aslolan duygusal zekadır! Dugusuz bir hayat değil, duygularından istifade etmesinibilen onları yönetebilmesini bilen kazanıyor arkadaşlar. Bu ipin üzerinde yürüyen cambaz hali gibi bir şey. Duygusuzluk hayatı köreltiyor, tamamen duygusal göre onların patronluğunda hareket etmek de bi şekilde sizi daldan dala savrulan bilinçsiz bir kuru yaprak haline getiriyor…
Eğitimin amacı; •Şema’yı kavrama (Duygu-Düşünce-Beden etkileşimini kavrama) •Duyguların özelliklerini ve etkilerini kavrama •Onları yönetebilme tekniklerini öğrenme
16. Yüzyıl hümanisti Rotterdam’lı Erasmus, akıl ve duygu arasındaki çok eskilere dayanan gerginliği şöyle hicvetmiştir:
“Jüpiter akıldan çok tutku bahşetmiştir. Bunun oranı hesaplandığında 24’e 1 olduğu görülür. Aklın mutlak gücüne karşı koyması için de iki hiddetli asi yaratmıştır; bunlar öfke ve şehvettir. İnsan hayatındaki yeri kolayca fark edilebilen bu iki gücün birlikteliğine Akıl ne kadar karşı koyabilir ki! Diğer ikisi gittikçe seslerini yükseltir, karşı koyar, Aklı yok etmeye çabalar, Aklın tek yapabildiği ise bağıra çağıra erdemli olmanın yolarını tekrarlamaktır, ta ki tükenene, vazgeçene ve boyun eğene kadar.”
•Biz, Erasmus gibi duygunun yerine aklı koymaya değil, ikisi arasındaki akıllı dengeyi bulmaya çalışıyoruz. Eski paradigma, duyguların çekiminden bağımsız bir akıl idealini içeriyordu. Yeni paradigma ise zihinle kalbin uyumunu sağlamaya zorluyor bizi. Yaşamımızda bunu iyi yapmak için öncelikle duyguları zekice kullanmanın ne demek olduğunu daha iyi anlamamız gerekiyor.
•Amaç duyguları bastırmak değil, dengedir. Duygular fazlasıyla bastırıldığında donukluk ve uzaklık oluşturur. Kontrolden çıktığında aşırı ve ısrarlı patalojik bir hal alır kişiyi felç eden baskın kaygılanmada, manik ajitasyonda, öfke ataklarında da olan budur. Duygular başedilemez bir yoğunluk kazandığında ilaç tedavisi veya psikoterapi gerekli hale gelir.
•Her duygunun kendine özgü bir değeri ve önemi vardır. Tutkusuz bir hayat, yaşamı kendi zenginliklerinden kopuk ve yalıtılmış, donuk, çorak bir kayıtsızlık alemine dönüşebilir. Ancak makbul olan uygun duygudur. Yani koşullarla orantılı biçimde hissedebilmektir.
•Duyguları yönetebilme yani duygusal zeka ise mesela kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtüleri kontrol edecek tatmini erteleyebilme, ruh halini düzenleyebilme, sıkıntıların düşünmeyi engellemesine izin vermeme, kendini başkasının yerine koyabilme, umut besleme gibi şeylerdir.
•Evet duygularımızı yönetmemiz kolay iş değildir. Ama bir öğrenildi mi, sihirli bir güç gibidir. Hem hayattan tad almanızı sağlayan hem de tehlikeli sulardan sizi koruyan
•Duygusal yetenek bir meta yetenektir; ani ham zeka değil, var olan diğer yeteneklerimizi ne kadar iyi kullanabileceğimizin belirleyicisidir.
Ve duyguları iyi yönetbilmek için önce iyi tanımak gerekir diyerek bir sonraki bölüme bağlama.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
 | |