| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
7 Şubat 2008
Duyguların Özellikleri
Kelimelerin arkasındaki duyguyu farkedebilmek kontrol edebilmenin başlangıcıdır.
EQ ‘nun geliştirilebilir olduğunu söyledik. Yani duyguları yönetmek öğrenilebilir. Ve onları yönetilmek için önce tanımak, özelliklelrini bilmek gerekir. Değil mi himayenizde çalıştımak istediğiniz birinin öncve bireysel özelliklerini öğrenmeniz gerekir. Aynı şey duygular için de geçerli. Biz de bu nedenle şimdi duyguların özelliklerini tanıyacağız.
Karar vermek için duygulara ihtiyacımız var:
Elliot beyin portakal büyüklüğündeki tümörü alınmadan önce başarılı bir şirket avukatıydı. Ameliyattan sonraki testlerde hiçbir anormallik görülmüyordu. Zeka, dikkat, mantık, hafıza bütün testlerde gayet başarılıydı. Ancak kendi hikayesini anlatırken bile bu hikayeye o kadar kayıtsızdı ki, hikaye Damasio’yu bile daha çok etkilemişti. Karısı onu terk etti, işinden kovuldu ve hiçbir işte dikiş tutturamadan erkek kardeşinin evinde bi odada sığıntı gibi yaşamaya başladı. Elliot’un beyni bir bilgisayarınki gibi olmuştu. Bir kararın aritmetiğinde her işlemi yapabiliyor, ancak farklı olasılıklara farklı değerler veremiyordu, her olasılık onun gözünde aynı değeri taşıyordu. Bu aksaklık sıradan kararları bile etkliyordu, örneğin randevu saatinin belirlenmesi tam bir karmaşa oluyordu. Mantıksal olarak her alternatif için lehte ve aleyhte sebepler bulmak mümkündü, ancak Eliot Damasio’nun önerdiği randevu saatleri hakkında bile ne hissettiğine dair bir fikre sahip değildi. Kendi duygularının fakında olmadığı için herhangi bir tercihi de olamıyordu. Örneğin işyerinde bütün gününü dosyaları neye göre tasnif yapacağıyla ilgili düşünmekle geçiriyordu. Tarihe göre mi, boyuta göre mi, olayla ilgisine göre mi, ya da başka bir kıstasa göre mi, bir türlü karar veremiyordu. Ufacık detaylarda takılıp kalıyordu. Mesela eşinin çiçek saksısını kıran adam neler yapabilir. Ya da yeni bir mahalleye taşınan adam etrafındakilerle ilişkileri nasıl iyi bir düzeye getirmiştir. Elliot’un alternatifleri kontrol grubundan yüksektir bile. Ancak Elliot “Ama ben bütün bu seçeneklerin arasında ne yapacağımı bilemezdim.” diyor. Bu da gösteriyor ki beyni iyi çalışıyor ama karar alamıyordu. Elliot’un kararsızlığından çıkarılacak derslerden biri hayatın akışı içinde alınabilecek sonsuz sayıda kişisel karar arasından birini seçmek konusunda duyguların hayati bir rol oynadığıdır. Hangi mesleğin seçileceği, kiminle evlenileceği, nasıl bir evde oturulacağı, çocuğunun ismi, hepsi tam bir kilittir Elliot gibiler için… Beyin alternatifleri belirler ama bunları değer’ lendiremez. Değerlendirmeyi ve seçmeyi duygular yapar. Bu yüzden Tuba demiştin ya o kadar çok düşündüm ki bütün alternatifler mantıklı geliyor. İşte burada da bir nötrleşme var artık. Çünkü hepsini sadece zihinsel olarak değerlendirme var, dolayısıyla da duyguların dejenere olması. Bu, objektif bakmayın demek değil, objektif bakın ama duygularla uygulayın. Bu yüzden yüreğinin götürdüğü yere git çok da “mantıksız” bi laf sayılmaz belki. Elliot için bulguların gösterdiğine göre frontal lobun ventromedyal bölgesindeki tahribat deneysel koşullar altında erişilen sosyal bilgi kayıtlarına zarar vermemişti. Elliot’a yapılan zeka testlerinde seçeneklerden birini tercih etme gereği yoktu. Seçenekleri düşünüp tasarlayarak olası sonuçlarını dikkate almak yeterliydi ve bunun ibr kararın dayanağını oluşturması mevzu bahis değildi. Gerçek yaşam ise laboratuar ortamı değildir sizi bir şekilde seçim yapmaya zorlar.
Duyguların kalıpları yoktur.
Rüyalardan ve günlük hayatımıza yansıyan duygusal detaylardan çeşit çeşit örnekler verme. (Klavyenin tuşlarına basış şekli, kapıyı kapatış tarzı, ses tonunun gerginliği, duyu her bulduğu fırsatta minik kaçışlar yapar, mini boşalmalar yaşar…) Çünkü duygu bir uyarılmadır ve yönüne siz karar verebilirsiniz “başarı” vardır. Bir tehlike anında “beyin vücudu “savaş ya da kaç” tepkisine hazırlar. Amigdala’dan hız alan bir akım adrenokortikal sistemden geçerek ve adrenalinle kortikal uyarım organizamayı genel bir uyarılmışlılık haline sokar ve tepkiyi çabuklaştırır. Bu “tetikte olma” hali zaman zaman günlerce sürebilir ve aniden alakasız birşeye patlamamız için sebep olarak bu biyolojik haritayı gösterebiliriz. İş yerindeki arkadaşına kızar, evine yansıtır… Mesela obsesyonları geliştiren anksiyetedir. Bu da bir gerginlik halinin kalıp değiştirmesidir aslında.
Duygular bulaşıcıdır.
Duygular başka türlü bir biçime dönüşemeyen, absorbe edilemeyen bir tür enerji çeşidi gibidir. Toplum içinde ondan ona, sonra bir diğerine zaman zaman da bölüne bölüne dolaşır durur. Ama yok olmaz! Pet şişe gibi yani. Neden otobüslerde ya da kuyruklarda daha fazla kavga olur sanıyorsunuz. Çünkü duygular toplanır, frekans yükselir… Tavuk suyuna çorba serisinden etrafına gülen kız çocuğu hikayesini anlatma. Ya da bir buz kalıbı gibi düşünün taşıyanın önce elini sonra bedenini sonra etrafındakileri soğutan… İşte bu buzu iyi yönetebilen başkalarına iyi aktarabilenler doğal liderler olmaktadırlar. Aslında lider dediğimiz kişinin en önemli özelliği buz kalıplarının şifresini ve yönetimini biliyor olmalarıdır.
Karşı tarafın hisleri verdiği sözsüz gizli mesajlarla otomatik olarak size geçecektir. Bu bakkaldan tutun ev içine kadar. Nezaket kuralları da temasta hiçbir duygusal sızıntı olmayacağını garanti eden pragmatik araçlardır. Bir deneyde iki denek o anki ruh hallerini önlerindeki formun formatına göre işaretledikten sonra 1-2 dakika uygulayıcının gelmesini beklemişlerdir. Deneklerden biri diğerine göre duygularını çok daha fazla ve rahat ifade edici olarak seçilmiştir. Sonuçta çok net bir şekilde duygularını ifade edebilen kişinin duygularının diğerine geçtiği görülmüştür. Bu beden dili dediğimiz sözsüz araçlarla olmuştur. Akratım hep iyi ifade edebilenden (dominant) diğerine doğru olur.
a) Bazıları duyguları iyi kullanır…
Kişilerin bir temas sırasında duygusal uyumu ne derece hissettikleri konuşma sırasındaki fiziksel hareketlerinin ahenk düzeyine yansır. Bu genellikle bilinçdışı bir yakınlık göstergesidir. Birisi bir şey söylerken diğerinin başını sallaması, aynı anda sandalyedeki oturuşlarının değişmesi, birinin öne diğerinin geriye doğru eğilmesi. İşte bu eşzamanlama dediğimiz duygusal yoğun hat da ne kadar nitelikliyse aktarım o kadar fazla olmaktadır. Bir deneyde depresyonda olan kadınlar laboratuar ortamına gelip eşleriyle ilişkileri üzerine tartışmışlardır. Eşzamanlılık ne kadar fazlaysa deney sonrasında eşlerini dinleyen erkeklerin kendilerini kötü hissetme oranları da o kadar fazla çıkmıştır.
Genelde eşzamanlılık seviyesi iki kişinin birbirinden hoşlandıklarının da bir belirtisi olur.
Etkileyiciliğin özü başkalarının duygularını peşinden sürükleyebilmektedir.
Başkalarının ruh hallerine uyum sağlamakta usta olan ya da onlara kendi ruh hallerini aşılayabilen kişileri duygusal düzeyde daha pürüzsüz yürüyecektir.
Lise hayatınızdan doğal liderleri düşünün, ya da bir türlü lider olamayanları farkları nedir sizce?
Harakiri, Terim (Türkler zaten duygusal, milli maçlara bi bakın her şeyi açıkça görürsünüz, maçın başında yenen gol genelde bizi bitirir, Alpay mesela), Cem Yılmaz, Beyaz’dan kesitleri gösterme…
Duygular en fazla Beden Dili’ne yansır
Harvard’lı bir psikoloğun yaptığı araştırmada genç bir kadının af dilemeden, annelik duygusuna, nefretine, baştan çıkartmasına yönelik sözlü ve sözsüz mesajları videoya kaydedilmiştir. Dünyanın 19 ülkesinde toplam 7000 kişiye bu mesajlar belli bölümleri (zaman zaman mimikleri zaman zaman sözleri gibi) silinerek gösterilmiştir. Deneklerin anlama kapasiteleri yüksek olanların duygusal bakımdan daha dengeli, daha dışa dönük, daha popüler ve daha duyarlı oldukları görülmüştür. Ve kadınlar bu tür empati konularında erkeklere oranla daha başarılı olmaktadır. Ve bu kişilerin karşı cinslerle ilişkililerinin de daha rayında olduğu görülmüştür.
Ve EQ’nun geliştirilebildiği delil 45 dakikalık test içinde denkler gittikçe daha başarılı performans göstermeye başlamışlarıdır.
1001 çocuğa da benzer bir test uygulanmış ve bu tip mesajları okuyabilenlerin okullarında en popüler ve duygusal açıdan en dengeli çocuklar oldukları belirlenmiştir. Bu çocuklar IQ farklılığı olmamasına rağmen derslerinde de diğerlerinden daha başarı olmuşlardır. Akılcı zihin sözcüklerle ifade bulur, duyguların tarzı ise sözsüzdür. Bu mesajların % 99’unun sözsüz olarak verildiği görülmüştür.
Hemşirelik öğrencilerinin anlattıkları hikaye ile yüz ifadelerinin uymamasını gösterme, çünkü film duygusal etkisi yoğun olan bir film ve duygular da en çok beden diline yansımaktadır. TURUNCU’yu gösterme.
a) Duygular Beden Dili’ne zımnen (doğal olarak) yansır…
Ve bu tepkilerin zımnen (doğal olarak) olduğu belirlenmiştir. YEŞİL’i tekrar gösterme.
Zımnen olması önemli. Bu yüzden de yalanları en iyi yakalayanların polisler, yargıçlar, adli tıp psikologları, yalan makinesini uygulayan uzmanlar beceremiyor sadece gizli servis ajanlarının 3’te 1’i yüzde seksenden fazla başarılı olmuşlardır. Çünkü diğerleri laboratuar ortamında çalışıyor ani tamamen zihinsel özellikleriyle. Tıpkı az önceki filmdeki üniversite öğrencisi gibi. Ama gizli servis ajanları için durum böyle mi onlar yalıtılmış olamıyor bizzat olayın içinde,riskiyle, dehşetiyle, duygularını diğerleri gibi yalıtmaları imkansız ve bu bir avantaj olarak karşılarına çıkıyor.
Yaşanan duygusal deneyimler insanı olgunlaştırır.
Ve bu duygusal derinlik acıda nispeten daha fazladır. Acılar insanı niye olgunlaştırır? Nietzsche ne için böyle demiştir? Acı insana duygusal derinlik katar… Yani bu hayata dair şifreleri öğrenmek gibi bir şey, denize açılıyorsunuz boğulma tehlikesi geçiriyorsunuz ama suyun ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Ve kıyıda bile yüzseniz artık suyun kimyasını bilir daha doğrusu hisseder bi adam oluyorsunuz. Acı şeyleri, bir buz kalıbının çözücü bi solüsyonla erimesi gibi bir şey. Eriyen alan sizin yaşam alanınız oluyor. Neden askerlik anıları anlatmakla bitmez.
Duyguların objektivitesi yoktur.
Einstein’ın izafiyet kuramının dayandığı noktalardan biri de budur belki. Dolayısıyla duygunun doğrusu yanlışı ve yargılaması da olamaz. Ancak bunun davranışa değdiği noktayı değerlendirebilirsiniz. Yoksa onlar fazlasıyla kendine özgü, subjektivitenin ve özelliğin sembolüdür. Neden böyle hissediyorsun diyemezsiniz kimseye!
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
 | |